Hürriyet gazetesi israil’in Gözdesi
By admin | Mayıs 16, 2008
->
Axelspringer ortaklığı ile resmen siyonist yayın ilkelerini benimsemiş bulunan Aydın Doğan’ın gazetesi Hürriyet, İsrail’in 60. kuruluş yıldönümü sebebiyle İsrail Başbakanı Ehud Olmert tarafından dünya medyası arasında davet edilen dört basın kuruluşu arasına girdi.
Hürriyet’in dünkü haberine göre İsrail’den gelen davet üzerine gazetenin Ankara Temsilcisi Enis Berberoğlu, İspanya, Hollanda ve İsveç’ten davet edilen diğer üç gazeteci ile birlikte İsrail’de Olmert ile görüştü. Habere göre Olmert, İsrail’e Amerikan desteğinin, bölgenin tek demokrasisi olduğu için verildiğini kaydederek, “ABD ile ülkemin ilişkisinden gurur duyuyorum. Ama bu ilişkiyi sadece ABD’de yaşayan Yahudi rakamıyla izaha kalkıp küçümsemeyin. ABD’deki Yahudiler nüfusun sadece yüzde 3′ü kadar, ABD bu yüzden İsrail’i desteklemiyor. George W. Bush, İsrail’i ortak değerlimiz için destekliyor” dedi.
Topics: Medya | No Comments »
Zorbalığın daniskası
By admin | Mayıs 16, 2008
->
İstanbul Üniversitesi’nin kadın öğretim üyelerinden Prof. Dr. B.E., başörtülü öğrenciler için kurulan ikna odalarında edindiği alışkanlığı kiracısına da uygulamaya kalkışınca davalık oldu. İddialara göre, her şey B.E.’nin 10 yıllık kiracısı mimar Tamer Ürkmez’i işyerinde ziyaretiyle başladı.
Kira artırımını konuşmak üzere ofise gelen B.E. kiracısının eşi Emine Ürkmez’in başörtülü olduğunu görünce adeta şok geçirdi. “Sıkmabaş seni, benimle konuşurken başındaki örtüyü çıkar çabuk, yoksa sizi burada bir gün bile tutmam.” diye bağırırken, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a da hakaretler savurdu. Prof.’un “Sizler başımızdaki iki dinci köp…in eserlerisiniz, az kaldı, onlar da Ankara’dan cehennem olup gidecekler. Ben ikna odalarında çok kişinin başını açtırdım.” sözlerine çevredekiler de şahit oldu. Hakaretlere dayanamayan mimar Ürkmez soluğu Kadıköy 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde aldı. Savcılık soruşturma sonucun- da Prof. hakkında ‘cumhurbaşkanına hakaret’ten da-va açtı. İddianamede Prof. B.E.’nin söylediği ileri sürülen hakaretler sıralanırken 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası istendi.
Mahkeme tutanaklarına ve kişilerin beyanlarına göre Prof. Dr. B.E. ile kiracısı arasında gerçekleşen olay şöyle gelişti: “Mimar Tamer Ürkmez, 10 yıl önce Prof. B.E.’ye ait Kadıköy Acıbadem Caddesi üzerindeki işyerini kiraladı. Geçtiğimiz yıl kira artırımı için işyerine gelen B.E., Ürkmez’in eşi Emine Ürkmez’in başörtülü olduğunu görünce şoke oldu. Tanıkların ve Emine Ürkmez’in ifadelerine göre B.E., Ürkmez’e, ‘Sıkmabaş seni, benimle konuşurken başındaki örtüyü çıkar çabuk, yoksa sizi burada bir gün bile tutmam. Ben ikna odalarında çok kişinin başını açtırdım. Bu siyasal simgedir. Önce başını aç, öyle karşıma geç!’ diyerek hakaret etti. Hızını alamayan B.E. hakaretlerini sürdürerek, “Sizler başımızdaki iki dinci kö…in eserlerisiniz, az kaldı, onlar da Ankara’dan cehennem olup gidecekler.” sözlerini sarf etti. Prof. B.E.’nin hakaretlerine Tamer ve Emine Ürkmez dışında çevredeki vatandaşlar da şahit oluyor. Yaşanan tartışmanın ardından Tamer Ürkmez, savcılığa giderek şikayette bulundu.
Kadıköy Cumhuriyet Savcılığı, Adalet Bakanlığı’nın izni ile B.E. hakkında soruşturma başlattı. Savcılık, B.E. hakkında cumhurbaşkanına hakaretten dava açtı. Savcı, iddianamesinde şu ifadelere yer verdi: “Prof. B.E.’nin Tamer Ürkmez’in eşine ‘Sıkmabaş seni, benimle konuşurken başındaki örtüyü çıkar çabuk, yoksa sizi burada bir gün bile tutmam. Sizler başımızdaki iki kö…in eserlerisiniz, az kaldı, onlar da Ankara’dan cehennem olup gidecekler’ demek suretiyle Cumhurbaşkanı’na gıyabında alenen hakaret ettiği iddia, tanık beyanları ve tüm soruşturma evrakı incelendiğinde anlaşılmıştır.” Savcı, B.E.’nin Cumhurbaşkanı’na hakaretten 1 ila 4 yıl arasında ceza talebiyle yargılanmasını istedi. Kadıköy 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşması önceki gün yapıldı. Hakim, duruşmaya gelmeyen Prof. B.E.’nin zorla getirilmesine karar vererek duruşmayı ileri bir tarihe erteledi. Telefonla aradığımız B.E. konuşmak istemediğini belirterek telefonu yüzümüze kapattı.
Topics: O Kafa, Tesettür | No Comments »
KanallTürk’ü Satan Tuncay Ağır konuştu
By admin | Mayıs 13, 2008
->

Koza İpek Grubu’nun satın aldığı Kanal Türk TV’nin eski sahibi Tuncay Özkan, kanalın ana haberine misafir olarak katıldı ve Radikal Gazetesi yayın yönetmeni İsmet Berkan’a yenmeyecek yutulmayacak ağır sözler söyledi.
‘Namussuzlar, ahlaksızlar… ‘
Kanalı neden sattığını açıklayan Özkan, Berkan’a ‘Sana sesleniyorum. Kaç kuruşsun. Maaşın kaç paraysa söyle satın alkacağım seni.. Köpek… Alçaaakk.. Namussuz.. Hayasız adamlar.. ‘ sözleriyle seslendi. Bu sözlere İsmet Berkan’ın ne diyeceği merak konusu…
Topics: Medya | No Comments »
Tarık Akan Kimdir ,nerelidir,ne yer ne içer ?
By admin | Mayıs 12, 2008
Bazı insanları hiç tanımıyoruz. Medya nasıl takdim ediyorsa, sormadan, sorgulamadan öylece kabul ediyoruz..
Tam bir zihin tembelliği içindeyiz. Merakımız, hakikat arayışımız, tecessüslerimiz neredeyse yok edilmiş. önümüze sürülen hazır bilgiler bizi tatmin etmeye yetiyor.
Birkaç aydır, bir TV dizisi–Marksist militanları-parlatıp duruyor. Devlete, millete, ihanet etmiş, gasp yapmış, adam kaçırmış, askerle polisle çatışmış, Orak çekiçli Rus bayrağını Ay yıldızlı Türk bayrağına tercih etmiş insanları kahraman diye yutturuyor.
Bizde milletçe oturup, alık, alık seyrediyoruz.
Sanki bu ülkede binlerce insan hiç öldürülmedi, üniversiteler işgal edilmedi, sokaklar kızıl bayraklarla donatılmadı, kurtarılmış bölgeler oluşturulmadı, bu milletin değerlerine hiç savaş açılmadı…
Sanki bunları hiç yaşamadık.
Hafızamız dumura uğramış. Zihinsel kodlarımızda, geçmiş diye bir şey yok. Bütün dünyamız bugünden ibaret. Böyle olunca da aynı problemlerle boğuşup duruyor, kendimizi tekrar etmekten kurtulamıyoruz. Bu da bizi eşya ve olaylarla ilgili teşhis hatasına götürüyor. Sorunlarımızı doğru analiz edemiyoruz.
Şimdi aynı yanlışı Tarık Akan’la ilgili yapıyoruz.
Medya’da bir Tarık Akan imajı var. Uzun boylu, yakışıklı, kalbi de yüzü gibi temiz bir sinema oyuncusu.. Medya’nın takdimi bu olunca, toplumun kabulü de sorgusuz-sualsiz o yönde oluyor. Medya baskısı kimsenin farklı düşünmesine imkan vermiyor zaten.
İşte bu Tarık Akan geçen gün çASOD’un gecesinde Türk sineması emek ödülünü alırken imajıyla hiç de mütenasip olmayan şeyler söyledi. “Gelin hep beraber dinci, şeriatçı basına ve televizyonlara hayır diyelim ve onlar için, onlarla, onlar adına kesinlikle çalışmayalım” dedi.
Böyle dedi diye kimileri kahroldu, kimilerinin hayalleri yıkıldı, kimileri de keyiften dört köşe oldu.
Bir ülkenin sanatçısı, eğer gerçekten sanatçı ise o ülkede yaşayan herkesinin sanatçısıdır ve kesinlikle–onlar, biz-ayırımı yapmaz. Akan’ın bu sözleri nasıl bir ideolojik körlük ve saplantı içinde olduğunu gösteriyor. Bu aynı zaman da Akan’ın medya’ya yansımayan bir başka yüzünün varlığına delalet ediyor.
Aslında Akan’ın bu tavrı yeni değil. Dünde böyleydi, bugün de böyle.
Bunu anlamak için Akan’ın geçmişine kısa bir göz atmak kafi.
Tarık Akan 12 eylül’de Denizli’de yedek subay olarak askerlik görevini yapıyor… Darbe olunca bir çok kişi tutuklanarak sorguya alınıyor. Emniyette haftalarca işkenceli sorgulara tabi tutulanlar, askeri mahkemeye çıkmak üzere hem sıra beklemek, hem de işkence izleri kapansın diye Garnizona getirilip burada bekletiliyorlar… Buraya gelen, işkence bitti diye sevinen ülkücüleri bir sürpriz bekliyor. Tarık Akan sürprizi… Akan, ülkücüleri ayırıp bir işkence faslı da kendisi geçiyor. Bir çok ülkücü genci, sanatçı kimliğine yakışmayacak tarzda hırpalıyor.
Bazılarına bu iddialar abes gelebilir. Yazık ki Türkiye’nin manzarası budur. Medya çoğu kez gerçeği gizleme, karartma işlevi görüyor. İdeolojik saplantılar objektif davranmaya, adil olmaya müsaade etmediği için–yalandan-efsaneler kuruluyor.
Ama her yalanın bir ömrü vardır.
Sonunda galip gelecek olan doğruluktur.
Topics: Medya | No Comments »
Milliyet gazetesi milliyet gastesi yalan,iftira,çamur
By admin | Mayıs 11, 2008
Milliyet; TOKİ tarafından yaptırılan camiye, cumhurbaşkanı ve başbakan dâhil binlerce devlet adamı yetiştiren Mehmet Zahid Kotku Hazretleri’nin isminin verilmesini hazmedemedi.
Milliyet, dünkü “TOKİ yaptı tarikat aldı” başlıklı haberinde, her bir konut bölgesinde yaşayacak binlerce vatandaşın sosyal ve dini ihtiyaçlarını da hizmetlerine dâhil eden TOKİ’yi “sosyal idarecilik anlayışından ötürü” kutlayacağına, idarenin cami yaptırmasını eleştirerek, bir yerlere mesaj gönderdi.
MEVLÜT PEKER / ANKARA
Aydın Doğan’ın medya sektöründeki savaş gemileri, mütedeyyin kesime yönelik saldırılarının dozunu her geçen gün daha da artırıyor. Doğan’ın destroyeri Milliyet; TOKİ tarafından toplu konut kapsamında Ankara’nın Eryaman semtine yaptırılan camiye Mehmet Zahid Kotku Hazretleri’nin isminin verilmesini sert üslupla eleştirdi.
KÜFREDENİN İSMİNİ SAVUNUYORLARDI
“Irk çirkinleşti, Macaristan’dan damızlık yakışıklı erkek getirelim” diyerek halkın namusuna dil uzatan Abdullah Cevdet’in isminin sokak tabelasından kaldırılması talebinin Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nde gündeme gelmesine höyküren Milliyet; Turgut Özal, Abdullah Gül, Necmettin Erbakan, Recai Kutan ve Korkut Özal gibi binlerce devlet adamı yetiştiren Mehmet Zahid Kotku Hazretleri’nin isminin TOKİ tarafından yaptırılan camiye verilmesine tepki gösterdi.
MABEDSİZ YERLEŞİM ALANLARI İSTENİYOR
“TOKİ camiine şeyh ismi” başlıklı haberde destroyer Milliyet, “sosyal idarecilik anlayışından ötürü” her bir konut bölgesindeki binlerce vatandaşın sosyal ve dini ihtiyaçlarını da hizmetlerine dâhil etmesi sebebiyle takdir edilmesi gereken TOKİ’ye, “Konut ihtiyacını karşılaması konusunda görevli olan TOKİ, cami yapımına gösterdiği hassasiyetle dikkat çekiyor” ifadeleriyle saldırdı.
Barınma ihtiyacının yanı sıra, eğitimden sağlığa, spordan ticaret merkezlerine kadar vatandaşın tüm ihtiyaçlarını karşılayan TOKİ’nin diğer hizmetlerini de görmezden gelen Milliyet, üretilen 311 bin 524 konutu dikkate almayarak 240 caminin fazla olduğunu ileri sürdü. Gazetenin, TOKİ tarafından konut bölgelerinin ihtiyacını karşılamak üzere yaptırılan 21 hastane, 71 sağlık ocağı, 51 anaokulu, 250 ilköğretim okulu, 80 lise, 10 yurt-pansiyon, 35 kütüphane, 62 spor salonu, 305 ticaret merkezini görmezden gelmesi “mabetsiz yerleşim alanları isteniyor” şeklinde değerlendirildi. Akşam gazetesi de aynı amaç doğrultusunda Çankaya’ya eskisi yıkılarak yerine yenisi yaptırılan cami inşaatını haber yapmış, haberden sonra Cumhuriyet gazetesi dağıtımcısı Çankaya Belediyesi, cami inşaatını mühürlemişti.
KARTEL’İN YEŞİL’E BİLE TAHAMMÜLÜ YOK
Caminin “yeşil rengiyle dikkat çektiğinin” altını çizen Milliyet, 15 bin cami imamsız dururken 3 bin imam ataması yapılmasına dahi itiraz etmesine rağmen, TOKİ tarafından Ankara’nın Eryaman semtine konutlara ek olarak yapılan caminin imamının bulunmamasına “Resmî imam ataması yapılmayan camiye, cemaatten kişiler imamlık yapıyor” sözleriyle imalı bir vurgu yaptı
Topics: Medya | No Comments »
Başörtülü kızlar Türbanlı Kızlar
By admin | Mayıs 11, 2008
Aralarında çocukların da bulunduğu 31 kişilik heyet, 24 saatlik yolculuğun ardından gece yarısı rektörün gözü önünde pansiyona alınmayarak yorgun bir şekilde ortada bırakıldı. Avukatlar şaşkın bir şekilde 3 saat otobüste bekledikten sonra gece yarısı saat 01′de Güzelyalı’daki pansiyonun önünden ayrılmak zorunda kaldı. 18 Mart Üniversitesi Rektörlüğü’nün kar amaçlı olarak işlettiği Çanakkale’ye 10 kilometre uzaklıktaki pansiyonlara önceden rezervasyon yaptıran avukatların geceyi geçirmelerine izin verilmemesi tepkiyle karşılandı. Yaşadıkların insanlık ayıbı olarak yorumlayan Sakaryalı avukatlar geceyi Çanakkale’ye dönerek başka bir pansiyonda geçirdi ve sabah saatlerinde kentten ayrıldı.
Sakarya’da görev yapan 13 avukat, yanlarına eş ve çocuklarını da alarak 31 kişilik kafile halinde Çanakkale Şehitliği’ni gezmek üzere yola çıktı. Cuma sabahı Çanakkale’ye ulaşan ekip, karşıya geçerek akşama kadar şehitlikleri gezdi. Gece saat 23.00 sıralarında da dinlenmek için önceden rezervasyon yaptırdıkları pansiyona geldi. “Bu kadarı da olmaz” dedirten olay da bu sırada yaşandı. Otobüse giren güvenlik görevlisi, avukat eşlerinden 3′ünün başının örtülü olduğunu, bu yüzden pansiyonlara giremeyeceklerini söyledi. Olaya tepki gösteren avukatlar, o sırada tesislerde bulunan ÇOMÜ Rektörü Ali Akdemir ile görüştü. Avukatların verdiği bilgiye göre rektör, uygulamanın doğru olduğunu söyleyerek avukatlara yardımcı olmadı. Muhabirlerin olay yerine gelmesi üzerine avukatlardan biri ile tekrar görüşen rektör, olayın gazete ve televizyonlara yansımaması şartıyla avukatları pansiyona alabileceğini söyledi. Avukat grubu, bu gelişme üzerine daha da sinirlenerek gece saat 01.00 sıralarında pansiyon girişinden ayrıldı. Tanıdıkları vasıtasıyla Çanakkale’de ayarladıkları başka bir pansiyonda geceyi geçiren heyet, sabahleyin Sakarya’ya hareket etti.
Çanakkale’ye şehitleri ziyaret için geldiklerini söyleyen Sakarya Barosu avukatı Zafer Kazan, karşılaştıkları durumun büyük bir insanlık ayıbı olduğunu vurguladı. Kazan, “Bizler yola çıktığımız saatten itibaren 24 saattir ayaktayız. İçimizde çocuklar var. Öğrenciler için bu tür bir uygulama var. Ancak bizler buraya her hangi bir etkinliğe katılmak için değil, uyumak için geldik. İnsani bir ihtiyaç için uyumak için geldik. Bu bir insanlık ayıbı. Biz hangi kanuna karşı çıkıyoruz ki bu duruma maruz kalıyoruz. Bu bir insanlık suçudur. Şoförümüz uykusuz, oteller dolu olduğu için buraya geldik biz.” diye konuştu.
Zorunlu olarak tesislerin dışında bekletildiklerini söyleyen avukat Bilal Işık ise araçta bulunan çocukların otların içine tuvaletlerini yaptıklarını, haklarını arayacaklarını ifade etti. Işık olayı şöyle anlattı: “Şehitlikleri gezmek için 13 avukat arkadaşımızla birlikte Çanakkale’ye geldik. Çanakkale’deki otellerin dolu olması nedeniyle arkadaşlarımız üniversitenin sosyal tesislerinin içinde bulunan pansiyonları ayarlamışlar. Biz de gezi sonrası gece yarısı buraya konaklamak için geldik. Fakat tesislerin girişindeki güvenlik görevlisi 26 avukat arkadaşımızdan 3 tanesinin eşinin başı kapalı olduğu için içeriye alamayacağını söyledi. Bizler de bu durum karşısında bir hukukçu olarak nasıl davranmamız gerekiyorsa öyle davrandık. Bulunduğumuz yerin üniversitenin derslikleri ile bir alakası yok. Biz tesis içinde dahi gezmeden hemen odalarımıza çekilip yatacaktık.”
Topics: O Kafa | 1 Comment »
Ali Kırca kimdir ?
By admin | Mayıs 11, 2008
AHMET KEKEÇ/STAR
Soru çok…
İrfan Solmazer, nasıl olmuştu da, darbeden 24 saat önce Almanya’ya uçurulmuştu? ‘18 Mart operasyonu’yla açığa çıkarılan Celil Gürkan Paşa’nın ‘İyi ki başaramadık’ dediği darbe girişimi hangisiydi?
Solmazer, neye ve kime güvenerek, ‘Sarp Kuray’a ‘Git şurayı bombala’ emrini veriyorum, o da gidip bombalıyor’ diyordu?
Hidayet Ilgar’lı, Talat Turhan’lı, Orhan Kabibay’lı ev toplantısında, aynı İrfan Solmazer Erol Bilbilik’e ne demişti?
Bu mevzular hiç konuşulmadı…
Geniş katılımlı Siyaset Meydanı, ‘Darağacında üç yiğit’ güzellemesi ve ‘Ah 68 kuşağı, biz neydik bir zamanlar… Şimdi türbana da karşıyız, özgürlüklere de karşıyız anasını satayım’ nostaljisinden öte gidemedi.
Benim şu halimle bildiklerimi, Ali Kırca bilmiyor mu?
Erol Bilbilik’i şaşırtan, Talat Turhan’ı hayretten yerinden zıplatan konuşmasında İrfan Solmazer’in, ‘Siz Sarp Kuray’ı, Deniz Gezmiş’i ihmal ediyorsunuz. Hiç temas kurmuyorsunuz. Ama ben onlara İstanbul’da, Ankara’da mısır patlatır gibi bomba patlattırıyorum’ dediğini Ali Kırca ve nostaljik konukları bilmiyor mu?
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını darağacına gönderen iradeyle, Adnan Menderes ve arkadaşlarını darağacına gönderen irade arasındaki akrabalığı Ali Kırca ve nostaljik konukları bilmiyor mu?
Doğan Avcıoğlu’nun çıkardığı ‘Devrim’ dergisinde ne tür bildirilerin yayımlandığını Ali Kırca ve nostaljik konukları bilmiyor mu?
Devrim dergisindeki bildirilerden birinin bizzat ‘Ali Kırca’ adlı genç bir deniz subayı tarafından kaleme alındığını Ali Kırca ve nostaljik konukları bilmiyor mu?
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını idama sürükleyen o pis ‘iktidar oyunu’nda rol alan bazı duayen gazetecilerin, yıllar sonra ‘Ergenekon çatısı’ altında aynı oyunu sahneye koymaya çalıştıklarını ve bir kez daha suçüstü yakalandıklarını Ali Kırca ve nostaljik konukları bilmiyor mu?
Neden bunlar konuşulmuyor?
Neden Ali Kırca, bu konuların da tartışıldığı şöyle dört dörtlük, ‘günah çıkarmalı’ bir ‘Siyaset Meydanı’ yapmıyor?
Bakın, Ali Kırca ve nostaljik konuklarının bilmezden geldiği ‘şey’ hakkında gazeteci Ahmet Kahraman ne diyor?
‘Eski generallerden Cemal Madanoğlu’nun başını çektiği, İlhan Selçuk ve Doğan Avcıoğlu gibi isimlerin de yer aldığı bir cunta, Başbakan Süleyman Demirel’i ‘yeterince Kemalist’ bulmadıkları için, darbeye hazırlanmışlardı. Ve bunlar, yayın organları ve basındaki uzantıları aracılığıyla her gün ‘devrim şafağının yakın olduğunu’ işliyor, üniversite gençliğini provoke ediyorlardı.
Zaten baskı çemberinde olan gençler, bunlara inanıyorlardı; biraz da bu yüzden korkusuz ve ataktılar. 12 Mart darbesinden sonra tek tek tutuklandılar, birkaç yıl sonra da salıverildiler. Ama tek başına kalan gençler asıldılar, işkence gördüler, kurşunlanıp öldürüldüler.
Bunların sorumlusu, kurşunlayanlardan çok, ‘devrim’ adına gençleri yollara, sokaklara dökenlerdi.’
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına kıydılar.
Çok yazık ettiler.
Peki, gencecik çocukları ‘devrim’ dolduruşuyla ortaya sürenler?
Aralarında ‘duayen gazeteciler’in de bulunduğu cunta bakıyesi?
Onlar ne zaman çıkıp ‘Bizim elimiz de kanlı’ diyecek?
Topics: Medya | No Comments »
Hastanede laikçi taciz
By admin | Mayıs 11, 2008
Kardeşini tedavi ettirmek için gittiği Okmeydanı Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nde başörtülü olduğu için ağır hakaretlere uğrayan Elif Güler, kendisini herkes içinde rencide eden Diş Hekimi Nilgün Yaşar Polat hakkında suç duyurusunda bulunmaya hazırlanıyor.
Merve ve Elif Güler kardeşler tedavi olmak için gittikleri Okmeydanı Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nde, ağır hakaretlere maruz kaldılar. Dişlerini tedavi ettirmek için gittiği hastanede, muayene olduğu Dr. Nilgün Yaşar Polat’ın, başörtülü olan ablasına ağır hakaretlerde bulunmasını hazmedemeyen Merve Güler, tedavi olmaktan vazgeçerek, hastaneyi terk etti. Yaşadıkları olay karşısında hastane yönetimine giderek şikâyette bulunan kardeşler, kendilerine hakaret eden doktor hakkında, savcılığa suç duyurusunda bulunmaya hazırlanıyor.
Diş doktoru Nilgün Yaşar Polat’ın kendisine, “Ablan normal olsaydı dış görünüşü böyle olmazdı” dediğini belirten Merve Güler, “Dişimi çektirmek istemediğimi defalarca Nilgün Polat’a söylememe rağmen, beni ikna etmeye çalıştı. Polat’ın ısrarından rahatsız olan ablam da araya girdi. Ablamı odadan çıkarttı. Ben başörtülü olmadığım için, bana ablamı kötülemeye çalıştı. Ablamı benim hayatıma karışmakla suçladı. Bunu yaparken de onun kimliğinden yola çıktı. ‘Bu ilerde kendisi gibi seni de kapanmaya zorlar. Üzerinde baskı kurar. Onu dinleme sen. Bu tipler tehlikelidir’ gibi telkinlerde bulundu. Ağza alınmayacak yakıştırmalar yaptı. Odadan zor çıktım. Ablama yapılan hakaretler beni çok üzdü” şeklinde konuştu.
HAKARETLERE MARUZ KALDIM
Olayı gazetemize anlatan abla Elif Güler ise “Nilgün Yaşar Polat, kardeşimi baskı altına alarak dişini çekmeye çalışıyordu. Kardeşim dişini çektirmek istemediğini söyleyince sinirlendi. Ben araya girince bana da çıkıştı. Kendisine, kardeşimin dişini çektirmek istemediğini, bu konuda ısrar etmemesini söyledim. Bunun ardından beni odasından çıkartarak, kardeşime benim hakkımda çok olumsuz şeyler söyledi. Söylediklerini sadece ben değil, orada bekleyen diğer hastalar da duydu. Ağza alınmayacak hakaretlere maruz kaldım. Kendisini mahkemeye vermeyi düşünüyorum” dedi.
Yaşanan olayın ardından görüştüğümüz abi Murat Güler de olayın kendilerini çok üzdüğünü söyledi. Kardeşlerinin olayın şokunu hâlâ atlatamadıklarını kaydeden Güler, “Kardeşime yapılan bu muameleyi hazmetmemiz mümkün değil. Sonuna kadar kendilerinin arkasındayım. Bugün benim kardeşimin başına gelenler, yarın bir başkasının da başına gelebilir. Hakkımızı sonuna kadar arayacağız. Kardeşlerimden biri başörtülü, diğeri değil. Ailemizde ya da çevremizde bu hiçbir zaman sorun olmadı. İnsanları dış görünüşünden dolayı yargılamak ya da itham etmek, sağlıklı bir tutum değil” değerlendirmesinde bulundu.
VAKTİMİ ALMAYIN, HASTAM VAR
İddialar üzerine görüşmeye çalıştığımız Doktor Nilgün Yaşar Polat, tartışmanın yaşandığını doğruladı. Kendisinin Güler kardeşlere yaptığı hakaretleri sorduğumuz Polat, bunları yalanlamayarak, abla Güler’in hareketlerinden ve tutumundan rahatsız olduğunu söyledi. Neden hakaret ettiğini sormamız üzerine de Polat, “Vaktimi almayın, hastam var..” diyerek konuşmaktan kaçındı.
Topics: O Kafa, Tesettür | No Comments »
‘Cumhuriyet Çıkmazı’
By admin | Mayıs 11, 2008
Cumhuriyet Çıkmazı’Afyon’da Cumhuriyet sucukları var. İstanbul’un birçok semtinde de artık şubeler açmaya başladılar. Tabelalarında kocaman harflerle “Cumhuriyet Sucukları” yazıyor.
Beyoğlu’na gidin, Galatasaray’da, İngiliz Konsolosluğu sokağına girin, sağdaki pasajda fırının hemen karşısında “Cumhuriyet İşkembecisi”ni göreceksiniz. Az ileriden sola dönerseniz, orada da, Balıkpazarı’ndan Nevizade’ye girmeden önceki ilk solda. Hem leziz hem de fiyatları gayet uygun. Mücerrebtir efendim.. Kokoreç ve beyin salatası var.. “Cumhuriyet Meyhanesi”ni bulursunuz. Beyaz leblebi ve rakı.. 110 yıllık bir geçmişe sahip Cumhuriyet Meyhanesi İstanbul’un en eski ve vazgeçilmez mekanlarından biri. Son on yıldır Fevzi Büyükerol, Ali Şimşek ve Ali Osman Karabay tarafından işletiliyor. 1000 kişilik koltuk kapasitesine sahip.. 110 yıldır orada meyhane var, ama tabii adı Cumhuriyetle yaşıt olsa gerek..
Biliyorsunuz, Cumhuriyet meydanı, caddesi, bulvarı, sokakları, mahallesi, gazetesi, partisi her şeyi var..
Bunlar içinde beni en çok rahatsız edeni Cumhuriyet (….) Partisi’dir.
Birileri, İsmailağa cemaatinin önderinin evinin karşı sokağının isminin Cumhuriyet çıkmazı olmasına çok alınmış, belediye de apar topar bu levhayı indirmiş.
Oraya o adı, kim, ne zaman, niçin koydu bilmiyorum, ama niye kaldırıldığı belli. O zaman yerine “Demokrasi çıkmazı” yazsınlar madem.. Hani “cuk” oturur..
Madem “Cumhuriyet çıkmazı” tabelasını indiriyorsunuz, yasa çıkartın, bu ismin verileceği meydan, cadde ve sokakları denetlemek üzere bir komisyon kurulsun, mesela cami, Kur’an kursu, türbe, İmam Hatip gibi yapılar o mekanda bulunmasın.. çünkü bunlar dini sembollerdir ve Cumhuriyetin laik karakterine zarar verebilir.. Düşünebiliyor musunuz, Cumhuriyet Meydanı’nda Şeyh Edebali Camii Şerifi, Hacı, Hafız Osman Efendi öğrenci Yurdu.. Olur mu? “Hacı, Hafız, Şeyh, Efendi, Paşa” gibi ünvanların kullanılması yasak değil mi kardeşim bu memlekette? Hadi Vatan’ın acar muhabirleri, dağılın vatan sathına ve gereğini yapın..
Google’da 31.200.000 Cumhuriyet dosyası var.. “Cumhur abi” de cabası.. Yani nerede ise toplam nüfusun yarısı kadar.
Cumhuriyeti bu kadar konuşan başka ülke var mıdır acaba? Laiklik de öyle.. Laiklik olmadan Cumhuriyet olmazdı değil mi? Cumhuriyet olmadan da Demokrasi!.. Laiklik sizin için din mi, yoksa bir “yaşam tarzı” mı bayım, ya da dine karşı yeni bir din mi? Hani yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder derler ya, peki bu yarım laikler ne yapıyorlar o zaman!
Ha, sahi “Laiklik olmadan Cumhuriyet olmazdı değil mi? Cumhuriyet olmadan da demokrasi!..” olmuyor madem, “Hilafet de mana ve mefhum olarak Cumhuriyet kelimesinin içinde mündemiç” olduğuna göre, laiklik aynı zamanda Hilafet, Hilafet de şeriatın infazına memur müessese olduğuna göre, Mahmut Hocaefendi de laiktir bu mantığa göre. Bana kalırsa asıl “Cumhuriyetin çıkmazı” buradadır ve bu sokak adı da bu anlamda doğru yerdedir..
Buyurun, bakın 431 Sayılı Yasa ne diyor. Devrim yasalarındandır kendileri, değiştirilmesi teklif dahi edilemez efendim.
HİLAFETİN İLGASINA VE HANEDAN-I OSMANİ’NİN TüRKİYE CUMHURİYETİ MEMALİKİ HARİCİNE çIKARILMASINA DAİR KANUN
Kanun Numarası: 431, Kabul Tarihi: 3/3/1924
Madde 1- Halife halledilmiştir. Hilafet, Hükümet ve Cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiç olduğundan Hilafet makamı mülgadır.
Cumhuriyet üzerine siyaset felsefesi açısından yazılmış kitap sayısı kaç tanedir bakın bakalım.. Yok denecek kadar az..
183.000 Cumhuriyet Caddesi var, 298.000 Cumhuriyet Meydanı, 117.000 Cumhuriyet Bulvarı dosyası..
Ama çoğu kimse, yasadaki ifadesi ile Hilafetin mana ve mefhum olarak Cumhuriyetin içinde mündemiç olduğunu bilmez.
Hatta Cumhur nedir, kime denir, onu da bilmez.
Sonunda Cumhuriyet Arapça bir kelime..
Mesela “Cemahir / Cemahiriye” diye bir kelime de üretebilirsiniz, Libya lideri Kaddafi’nin yaptığı gibi.
çoğu kişi Cumhur’un Halk, Cumhuriyetin “Halkçılık” olduğunu sanır mesela.
Ama hiç düşünmez ki, 6 ok arasında hem Halkçılık, hem de Cumhuriyetçilik ayrı ayrı yazılmıştır..
Tabii bunlar, demokrasiye de “Halkçılık” anlamı verirler, devrim sarhoşluğu içinde. Yani demokrasi ile cumhuriyet arasındaki ilişki, çelişki, eş anlamlılık ya da karşıtlığın ayırdında da değiller.
Baykal ya da CHP üst yöneticilerinin konuşmalarına bakın, bu işi bildiklerine dair bir izlenim edinemezsiniz..
Daha doğrusu açık söyleyeyim, bilmezler, bilmediklerini de bilmezler, öğrenmek de istemezler..
CHP’lilerin çoğunun bu konudaki cahillikleri zorunlu ve sistematik bir eğitim karşılığı elde edilmez bir kazanımdır.. Onun için işleri zor..
Sahi bir sokağın adı bu kadar çabuk ve kolay değiştirilebiliyor mu?
Belediye Meclisi toplanana kadar isimsiz mi kalacak o sokak?
Tamam şimdi buldum: “Molla çıkmazı”, “Tarikat çıkmazı” deyin, keser mi? Ya da “Vatan çıkmazı”. Hani Vatan gazetesi çıkarttı ya olayı.. Bir de şecaat arzediyor.. “Tabela indirildi” diye manşete çekiyor..
Sakın birileri şecaat arzederken, başka şeyler söylüyor olmasınlar! Burada işin aslına bakarsanız “suçüstü” olan kim acaba!
Memlekete bir irtica komplosu lazım, alın size bal gibi bir komplo.
Ne gerek var birilerini yola getirmek için bomba attırmaya? Sokağa birkaç gazeteci salarsınız, aynı görevi yapar. “Bomba” yerine, “bomba gibi haber!”. Maksat “Vatan kurtulsun”!
Hadi gücünüz yetiyorsa, Cumhuriyet meyhanesinin tabelasını da indirin.. 29 Ekim’i beklemeden, Cumhuriyet Bayramınızı şimdiden tebrik ediyorum efendim. Ha, bu arada sokak tabelasını değiştirmek kolay, indirebiliyorsanız, CHP’nin tabelasını indirin. Demokratik hukuk devletlerinde, Cumhuriyet savcılığı ya da Cumhuriyet Merkez Bankası gibi Cumhuriyet Partisi olmaz.. Selam ve dua ile..
Abdurrahman Dilipak
Topics: O Kafa | No Comments »
Aydın Bey’in sicili bozuk ortağı
By admin | Mayıs 9, 2008
Aydın Bey’in sicili bozuk ortağı
Doğan Yayın Holding, İtalyan Lottomatica ile ortaklaşa Spor Toto
ihalesine girmeye hazırlanıyor. Fakat ortağının bünyesindeki GTech’in,
dünya şans oyunları pazarında kötü bir itibarı var. ABD’deki oyun lisansı,altyapı eksiklikleri’ nedeniyle iptal edildi
Spor Toto, önümüzdeki ay “iddaa” oyunu için yeni ihaleye çıkmaya hazırlanıyor. Doğan Yayın Holding, ihaleye İtalya merkezli Lottomatica SpA ile girecek. Fakat, Doğan’ın yabancı ortağı Lottomatica’nın, ABD’de faaliyet gösteren ayağı GTech ile ilgili ciddi yolsuzluk ve yetersizlik iddiaları var. Firma, son olarak, 3 milyar dolarlık yıllık hasılatıyla ABD’nin en büyük 6’ncı büyüğü olan Pensilvanya lotosunun lisans hakkını aldı. Lottomatica aynı dönemde Batı Virgina eyalet lotosu ihalesini de kazandığını duyurdu. Ocak 2009’dan itibaren geçerli olan 5 yıllık anlaşmanın Lottomatica’ya yıllık yaklaşık 27 milyon dolar net kâr bırakması öngörülüyordu. Lottomatica tüm bu beklentileri 2008-2010 gelir projeksiyonu raporlarına dahil etti. Fakat Lottomatica, ihale sürecinde taahhüt ettiği 2 bin loto oyun terminalini verilen süre içinde kurmayı başaramadı. GTech’in 3 yıldır üzerinde çalıştığı Imagine adlı terminalde teknik sorunlar yaşandı. Bunun üzerine GTech, ihale şartlarını hiçe sayarak Imagine terminali yerine, daha düşük bir model olan Altura’yı yerleştirmeye başladı. Bu durum üzerine Pensilvanya Loto İdaresi, mart ayında soruşturma açtı. 25 Nisan tarihinde ise Lottomatica’nın şartlara uymadığına karar vererek 5 yıllık lisans hakkını elinden aldı. Lisans hakkı ihalede ikinci iyi teklifi veren Scientific Games’in oldu.
Citigroup: Lottomatica riskli
PENSİLVANYA Loto İdaresi, 25 Nisan’da Lottomatica’nin lisansını elinden aldıktan sonra şirket, “Finansal yapımız ve 2010 beklentimiz değişmedi” açıklamasını yaptı. Fakat 28 Nisan’da özel bir rapor yayınlayan Citi Investment Research tam tersi bir tablo çizdi. İşte Citigroup raporu:
Pensilvanya eyaletinin aldığı karar, uzun vadede Lottomatica’nın yıllık net gelirinin 30 milyon dolar azalmasına yol açacak.
Karar, gelir raporunun kredibilitesini ciddi şekilde etkiliyor. Çünkü raporda yer alan “Pensilvanya ve Batı Virginia lisans hakları alındı” ifadesi, GTech alımının ardından duyulmuş en olumlu haberlerdi.
Lottomatica hisselerine yönelik hedef fiyat beklentimizi, “orta derecede riskli”ye indirdik. Şimdilik ‘sat’ pozisyonuna geçmeyin. Ancak Lottomatica, vaatlerini yerine getirmeye başlamadan ‘al’ pozisyonuna da geçilmesini tavsiye etmiyoruz.
Medyası yalanladı, sitesinde var
GTECH’in ABD, Batı Virginia’da da benzer sorunlar nedeniyle lisans hakkı donduruldu. Böylece Lottomatica, Pensilvanya şans oyunlarını tamamen kaybetti. Şirketin Türkiye ayağı GTech Avrasya, dün Doğan Grubu gazetelerinden Vatan’a bir açıklama yollayarak “İkinci teklif aşamasında ihaleyi alamadık” dedi. Oysa ihaleyi aldığını açıklayıp, beklenti raporuna bile dahil etmişti. Hatta Citigroup, bunun rapora girmesini eleştirdi. Lottomatica, ‘iddaa’ ihalesine Doğan’la gireceğini duyurmadan önce de resmi açıklamayla Pensilvanya’yı kaybettiğini ama dava açacağını belirtmişti. Bu açıklama web sitesinde yer alıyor.
Topics: Medya | No Comments »
